Kara-kalem ile kameranın kesiştiği perspektif çalışmalara benzer farklı bir sanat çalışması olarak revaçta olan Belçikalı sanatçı Ben Heine’nin fotoğrafta gördüğünüz çalışması Tunus’ta gerçekleştirilmiştir. Çalışmalarında sosyal problemlere dikkat çeken sanatçı çalışmasında denizlerde gerçekleşen besin zincirini güzel bir şekilde kaleme almıştır. Kapitalist rejime parodik bir yaklaşım sergileyen çalışma biz denizseverleri de yönlendirici niteliktedir.

Günümüzde lüferin avlanma boyunun arttırılmasına yönelik yapılan çalışmaları artık herkes duydu, ancak bu anlamda yetkili makamlara gerçekleştirilen sosyal baskı ne yazık ki lüfer ile sınırlı kaldı diyebiliriz. Denetim ve yetki eksikliğinin oluşturduğu kaos ortamında, fırsatçı ticari kuruluşlar tarafından her geçen gün denizlerde var olan stoklar hızlı bir şekilde tüketiliyor. Bu anlamda hem yavru hem ergin balıkların avlanması ya da bir başka deyişle aşırı avcılık ile oluşan tehlikenin büyüklüğü kısa zamanda fark edilebilecek nitelikte olmadığından ötürü sürdürülebilir yani süreklilik arz eden balıkçılık faaliyetlerinden söz etmek birkaç yıl içerisinde mümkün olmayabilir. Bu durumun da oluşturabileceği en büyük tehlike sofralarımızın süsü olan balıktan vazgeçmek anlamına bile gelebilir.

Birçok faaliyetten negatif etkilenen su ürünlerinin (balık, karides vb.) uygun olmayan koşullarda yetişmesi ve sofralarımıza gelmesi sağlık problemlerini de beraberinde getirecektir. Endüstriyel ve evsel atıkların deniz ve içsularda oluşturduğu baskının büyüklüğü, kolay ölçülememesinin yanı sıra, denetim altında da tutulmamaktadır. Ülkemizin turizm sektöründe son 20 yılda uğradığı hızlı gelişimin deniz alanlarına oluşturduğu baskı, kıyısal alanlarda yoğunlaşan nüfus, denizlere bırakılan atıklar ve zaman zaman gerçekleşen kazalar sonucu yıpranan deniz, uygun olmayan koşulların oluşması sonucunda balıkların ve diğer deniz canlılarının yaşama oranlarını düşürmekte, üreme yüzdelerini etkilemekte, malformasyon (kusurlu veya eksik bireylerin oluşması durumu) ve bir takım genetik bozulmalara sebep olmaktadır. Tüm bu olumsuz yükün yönlendirildiği deniz ortamı bir de ayrıca avlanma baskısı ile karşılaştığı için ne yazık ki, son dönemlerde balık populasyonlarında azalmalar yaşanmaktadır.

Su ürünleri mühendislerinin, kendi mesleklerinde sahip oldukları bilgi ve tecrübeleri kullanarak, sahada aktif anlamda eksikliklerin giderilmesinde kullanılması, bu durumda oldukça anlamlı olacaktır. Ancak ne yazık ki bu hususta bir adım atılmamakta ve su ürünleri mühendisleri görmezden gelinmektedir. Bu anlamda yetkili kurumlar ve halk bilinçlenmeli ve geç olmadan geleceğine, balığına, denizine ve mühendisine sahip çıkmalıdır.

Fotoğraf: Ben Heine