Dünya denizlerinin muazzam renk kartellerine sahip olduklarını hepimiz biliyoruz. Bu renk kartelası içerisinde mavi tonlarının yanısıra yeşil, kahverengi, sarı, kırmızı ve hatta pembe renge ve bunların tonlarına bile rastlamak mümkün. Deniz, okyanus ve zaman zaman içsularda rastladığımız bu renk çeşitliliğinin nedenleri arasında “ötrofikasyon” ve ötrofikasyona bağlı “alg patlaması” en önemli etken olarak bilinmektedir. Tabii ki yalnızca alg patlamaları bu tür renklerin oluşmalarına sebep gösterilemez, çünkü bir çok sulak alan bölgede bulunan kimi kaya ve taşların içeriklerinde bulunan çeşitli maddeler, bir takım farklı deniz canlılarının ölümleri sonucunda serbest kalan kimyasallar, çeşitli fabrika ve diğer endüstriyel kurum ve kuruluşların atıkları ile ortama karışan bir çok madde ile de pembe de dahil olmak üzere bir çok farklı renkte bulunabilirler, bunların örnekleri de dünyada mevcuttur. Örneğin, Kanada’da bulunan Dusty Rose Lake (gölü) tuzlu olmaması ve hatta herhangi bir alg türüne ev sahipliği yapmamasına karşın pembe renktedir.

masazir-azerbeycan

Masazir – Azerbeycan

Tuz Gölü - Türkiye

Tuz Gölü – Türkiye

Quairading Pink Lake - Avusturalya

Quairading – Avusturalya

Dilimize alg ya da su yosunu (kara yosunları da bulunmaktadır ancak onlar konumuz dahilinde olmadığı için bahsetmeyeceğiz) olarak geçmiş bu canlıların büyük bir kısmı fotosentetikdir ve sucul ortamın birincil üreticileri arasında çok önemli bir yerleri vardır. Öyle ki bu canlılar tüm dünyanın ihtiyacı olan fotosentetik karbon üretiminin ⅔’ünü (üçte ikisini) karşılamaktadırlar. Genellikle renklerine ya da şekillerine göre gruplandırılan bu canlılar arasında, yeşil algler, mavi-yeşil algler, kırmızı algler, kahverengi algler, altınsarısı algler, ateş rengi algler gibi kimi türleri fotosentetik olmayan gruplar bulunur. Ötrofikasyon en kısa anlatımıyla bir bölgenin nutrient (besleyici tuzlar) açısından zenginleşmesi olarak belirtilebilir. Bu nutrient bakımından zenginleşmenin verdiği besin kaynaklarını çok hızlı bir şekilde -uygun koşullar bulunduğu müddetçe- kullanabilen ve tüm deniz, okyanus vs. yüzeyini kısmen ya da tamamen kaplayacak kadar çok çoğalabilen algler, bu vesile ile deniz ve okyanusların yüzeylerine kendi renklerini verirler. İşte çeşitli sebeplerden ötürü oluşan bu duruma “Alg Patlaması” adı verilir. Çoğu zaman diğer deniz canlıları için son derece zararlıdır. Farklı renk gruplarına ait alglerin ötrofikasyona bağlı gerçekleştirdikleri alg patlamalarına ve hangi türlerin gerçekleştirdiğine bir fotoğraf aracılığı ile göz atalım;

algal-bloom

Sol üst: Baltık Denizinde, Mavi-Yeşil alg patlaması (cyanobacteria) Nodularia spp., Aphanizomenon flos aquae ve Anabaena spp. Sağ Üst: Japonya – dinoflagellat. Sol alt: Anabaena spp ve Microcystis aeruginosa St. Johns Nehri, Florida. Sağ alt: Microcystis aeruginosa, Oscillatoria spp. ve yeşil algler, Neuse Lagünü.

Benzer bir çok tonda ve bir çok renk portföyünde alg patlamasına rastlamak mümkündür. Ancak içlerinde öyle bir tanesi var ki görenleri hayrete düşürüyor. Bu hayret verici renk “pembe” ya da dünyaca meşhur tanımı ile “pembe göller”. Pembe göller oluşum olarak diğer renklerdeki deniz ve okyanuslara son derece benzerdir. Ancak pembe göllerin oluşması için nutrient zenginliği (besleyici tuzlar) yeterli değildir. Suya bu pembe rengini veren, Dunaliella salina isimli bir mikroalg ve Halobacteria cutirubrum isimli bir arkebakteridir. Tuzlu göllerde sıkça rastlanan bu olayda tuzluluğun yüksek olması gerekliliğinin yanı sıra yüksek yoğunlukta uzun süreli ışık ihtiyacının karşılanması ile (genellikle yaz aylarında kurak dönemlerde), mikroalgler kendilerini u.v. ışınlarından koruma amaçlı kırmızı renk pigmenti ihtiva eden karoten (beta karoten) (%10-15 oranında) üretimine başlarlar. Üstelik, aynı sıcaklık ve tuzluluk değerinde, zaten pembe renkte olan halobakteriler (yaklaşık %40-45 oranında kırmızı pigmentli karoten ihtiva ederler) de üreme hızlarını arttırmaları sonucunda, gölün rengi pembeye, kimi zamansa kırmızıya döner. Bu durum, mikroalglerle halobakteriler arasındaki sıcaklık, ışık ve tuzluluğa bağlı denge devam ettikçe, bu şekilde kalır. Bir noktadan sonra, denge bozulduğunda, yaz bitmeye yaklaştığında ya da diğer fiziksel ve kimyasal koşullar değiştiğinde, bu türlerin pigment üretimleri ve/veya üreme hızları da değişir ve göl normal rengine ve/veya farklı tonlara bürünebilir. Bu canlıların ayrıca gıda boyası, a vitamini kaynağı ve beta karoten kaynağı olmalarından ötürü bir çok bölgede kültürü yani yetiştiriciliği de yapılmaktadır. Kozmetik alanlarında olan kullanımları ile birlikte çok büyük bir pazarı olan bu canlıların kimi doğal, kimi kültür havuzu olan ortamları tuzlu göllerden bazıları;

Hillier Gölü

Hillier GölüHillier GölüHillier Gölü

Hillier gölü Batı Avusturalya’da bulunur. Yaklaşık 600 m uzunluğundadır. Okyanusdan bir bariyer aracılığı ile ayrılmuştır. Bütün yüzeyi bitkisel vejetasyon (su yosunu) ile kaplı olmasından dolayı yılın büyük bir bölümü pembe renklidir. Bir çok turist ve fotoğrafçı tarafından her yıl ziyaret alır. Uçak yolculuğu esnasında gölü gören turistler hayrete düşer. Gölün haritada gösterimine buradan ulaşabilirsiniz.

Retba Gölü

Retba GölüRetba Gölü

Retba gölü, Senegal’de bulunmaktadır. Lut gölüne benzer insan vücudunun su yüzeyinde kalmasını kolaylaştıran yüksek tuz içeriği ile bilinmektedir. Yaklaşık %40 oranında tuz içeren bu gölden tuz eldesi için çalışan işçiler günlerinin 7-8 saatini burada geçirmektedir. Kıyı boyunca tuz yığınlarına rastlamak mümkündür. Kurak sezon boyunca göl genellikle pembe renktedir. Gölün haritada gösterimine buradan ulaşabilirsiniz.

Torrevieja Tuz Gölü

TorreviejaTorrevieja

Salina de Torrevieja ve La Salina de La Mata olarak bilinen tuz gölleri İspanya’nın güney-doğusunda kalan bir kıyı şehri olan Torrevieja’yı sarar. Avrupa’nın en büyük tuz gölleri olarak bilinirler ve WHO (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından Avrupa’nın en sağlıklı gölleri arasında gösterilmiştir. Pembe görünümünün yanısıra bir çok tuz gölü gibi yüzebilirlik de son derece yüksek değerlerdedir. Bir çok kuş türüne de ev sahipliği yapan bu gölden elde edilen tuzlar bir çok ülkeye ihraç edilmektedir. Ayrıca deri ve ciğer rahatsızlıklarına iyi geldiği bilinmektedir. Gölün haritada gösterimine buradan ulaşabilirsiniz.

Hutt Lagünü

Hutt LagünüHutt Lagünü

Hutt lagünü, Batı Avusturalya’nın orta batısından okyanusa karışan Hutt nehrinin, nehir ağzında bulunmaktadır. Bu lagün kıyıya paralel olarak uzanmakta ve okyanusdan kıyı bariyerleri ile kısmen ayrılmıştır. Göl 14 km uzunluğunda ve 2 km genişliğindedir. Hutt Lagünü pembe bir göl olmasının yanı sıra, Dünya’nın en büyük mikro-alg üretim tesisi olan 250 hektarlık bu alanda, daha önce de belirttiğimiz gibi bir karoten üreticisi olan D. salina‘nın yoğun kültürü yapılmaktadır. Gölün haritada gösterimine buradan ulaşabilirsiniz.

Daha önce belirttiğimiz gibi alg patlamalarının gerçekleşmesi için gerekli koşullar -sıcaklık, ışık, besin, tuzluluk; kısaca uygun fiziksel ve kimyasal koşullar- sağlandığı süre içerisinde benzer renklenmeler, bir çok ülkenin bir çok su kaynağında, farklı zamanlarda ve farklı süreler boyunca türe bağlı olarak farklı renklenmelerde ve hatta kimi zaman birden fazla şekilde görülmesi mümkündür. Renklenmenin kalıcılığı ya da renklenmenin yok olma süresi tamamen bu koşullar içerisinde kontrol edilmektedir. Ülkemiz sularında da zaman zaman görülebilen bu tarz olaylar, kimi zaman gazete manşetlerine ve kimi web sitelerine ilgi çekmek amaçlı “bilimin çözemediği sır” gibi aslında gerçek olmayan, nedeni anlaşılmadığı iddia edilen bir takım yazılarla karşımıza çıkabilir. Benzer örnekler, hem ülkemiz hem de diğer ülkelerin akademisyenleri, profesörleri tarafından daha önceleri bir çok kez araştırılmış ve farklı türlerden kaynaklanan bir çok durum aydınlatılmıştır.

Yorumlar

  1. […] Özdemir’in Pembe Göl ve Renkli Su Kaynaklarının Oluşumu yazısındaki paylaşımlarına sosyal medyadan aşina olanlarınız da […]