Deepwater Horizon petrol platformunun altındaki kuyunun kapağının havaya uçması ve kuyudan Meksika Körfezi’ne ham petrol fışkırmaya başlamasından bu yana bir yıl geçti. Bilim insanları, ABD tarihinin en büyük petrol sızıntısının gerçek çevresel etkilerini bulmak için çalışıyor.

Şu ana kadar yapılan araştırmalar gösteriyor ki körfez bildiğimizden daha karmaşık bir ekosistem. Ayrıca bu tür felaketler karşısındaki kırılganlığı ve direnci konusunda daha çok bilgimiz var.

Geçen yıl 20 Nisan’dan itibaren Louisiana sahillerindeki sulara, yaklaşık 4,9 milyon varil petrol ile 6,8 milyon litre seyreltici madde karıştı. Körfez’in bir miktar petrol ile metan gazını hazmetme konusunda doğal bir yeteneği var. Ancak kilometrelerce uzunluktaki bataklıklar halen ağır yağla kararmış halde. Ekipler hala sahile vuran katranı toplarken, seyreltici maddelerin kalıntıları hala deniz akıntılarıyla dolaşıyor.

Sızıntının uzun dönemli etkilerini inceleyen, Massachusetts’teki Woods Hole Oşinografi Enstitüsü’nden araştırmacı Christopher Reddy, “Büyük resmi anlatmak cidden zor. Yüzlerce bilim insanı, bu büyük bulmacanın bir parçasını çıkarmak için gece gündüz çalışıyor, ama orası kocaman bir bölge ve bu zor bir iş” diyor.

Bölgedeki ekosistemin verdiği tepki, bilim insanlarını yıllarca meşgul edecek ve onların çevre felaketlerinin etkilerini anlamalarına yardım edecek.

Sıcak Takipteki Ordu

ABD Hükümeti çevresel tahribatı hesaplamak ve sorumlu şirketlerin ekosistemi eski haline getirmek için ne kadar para ödeyeceğini belirlemekle yükümlü. Ocak sonu itibariyle, devlet için çalışan araştırmacılar 35 bin görüntü aldı, sahil şeridinde 6 bin 435 kilometreden fazla yol yürüdü ve 40 bini aşkın su, çökelti ve doku örneği topladı.

Araştırmacılar ayrıca, ölen hayvan sayısını tahmin etmeye çalışıyor. Bilim insanları kuş ölülerini denize atıp bunların kaçının battığını, kaçının kıyıya vurduğunu ölçüyor. Bu rakamlar, ölüsü bulunarak sayılan kuşlara ek olarak toplam kaç kuşun öldüğünü hesaplamakta kullanılacak.

Sızıntının bazı sonuçları görünür hale gelmesi zaman alacak. Örneğin Alaska’daki ringa balıkçılığı, Exxon Valdez sızıntısından üç yıl sonra bir anda çökmüştü.

Federal Balık ve Vahşi Yaşam İdaresi, Deepwater Horizon felaketi sırasında Florida’nın doğu kıyısında, tehlikedeki sahillerde bulunan kaplumbağa yuvalarından yaklaşık 28 bin yumurtayı başka yere nakletti. Yumurtadan çıkan yavruların yumurtlamak için geri gelmesi yirmi yılı bulacak. Kurtarma çalışmasının ne derece başarılı olduğu ancak o zaman anlaşılacak.

Çoğu çalışmanın sonucu, halka açıklanmadan önce dikkatli bir incelemeden geçmeyi bekliyor. Ayrıca sürmekte olan yasal işlemler nedeniyle, bilim insanlarının bazı bulguları gizli tutması gerekiyor.

Değerlendirme çalışmalarını yöneten Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nden Bob Haddad, “Bu süreçte, zararları karşılayacak düzeyde tazminatlar ödenmesini sağlamak gibi hakiki bir sorumluluğumuz var” diyor.

Petrol ve Su Karışıyor

Ancak bazı iyi gelişmeler de var. Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı’nın çevre bölümünün başında olan Terry C. Hazen, kuyunun kapatılmasından sadece bir kaç hafta sonra petrol platformunun çevresinden 170 numune aldı.

Hazen su altındaki petrolün izini sürmeye çalışıyordu ama “ortada hiçbir şey yoktu” diyor.

Sonuçlar, petrolün yalnızca suyla seyrelmeyip bakteriler tarafından da büyük ölçüde yendiğini gösterdi.

Sızıntının bir diğer yan ürünü de yaklaşık 200 bin tonluk metan gazı. Haziran 2010’da Körfez’de, normalden 100 bin kat fazla çözünmüş metan gazı vardı.

Ancak sonbaharda 207 yerden numune alan araştırmacılar, metan seviyesinin tekrar normale indiğini gördü. Bakterilen metanı yemişti.

Bu konuda ikna olmayan bilim insanları da var. Diğer araştırmacıların düşük değerler buldukları dönemde, Georgia Üniversitesi Deniz Bilimleri Profesörü Samantha B. Joye’un ekibi yüksek metan seviyeleri tespit etmiş.

Dahası, yaklaşık 90 kilometrekarelik bir alandan farklı zamanlarda numuneler alan ekip, Körfez tabanının ölü bakterilerle kaplı olduğunu bulmuş. Joye, bölgedeki deniz tabanında yaşayan omurgasız canlıların (solucan, denizyıldızı ve hatta mercanlar) öldüğünü söylüyor.

Joye, “Bunlar ekosistem için kilit öneme sahip türler. Bunların yokluğunun ne tür etkiler yaratacağını bilmiyoruz” diyor.

Dağılmış Seyrelticiler

Petrolün parçalanıp daha hızlı çözülmesi amacıyla, Körfez’e yaklaşık 6,8 milyon litre seyreltici döküldü.

Zehirli seyrelticileri eleştirenler, bunların kullanımını devasa boyuttaki kontrolsüz bir deney olarak gördü.

En çok kullanılan Corexit 9500 adlı seyrelticiyle ilgili yapılan kapsamlı deneyler, bunun deniz yaşamı açısından diğer sekiz kimyasaldan daha çok veya daha az zehirli olmadığını gösterdi. Ancak Woods Hole’dan kimyager Elizabeth Kujawinski, seyrelticilerin suyla karıştıkları halde “biyolojik olarak tümüyle ayrışıp yok olmadıklarını” buldu.

Körfez’de hala seyrelticiler olmakla birlikte, bunların miktarı devletçe tehlikeli olarak görülmeyen düzeyde.

Kujawinski, “Bunun deniz tabanında bulunan ve hareket edemeyen mercan gibi canlıları nasıl etkilediğini bilmiyoruz” diyor.

Ani ve Yavaş Ölüm

Ölen hayvanların sayısı çok fazla. Ancak bulunan her ölü pelikan veya balina aslında buzdağının sadece görünen tarafı. Alaska’daki Exxon Valdez kazasından sonra 30 bin kuş ölüsü bulundu. Ancak toplam 250 bin kuşun petrolden öldüğü tahmin ediliyor.

Bir yıl içinde bulunan 14 farklı türde deniz memelisi (balina ve yunus dahil) ölülerinin sayısına bakan British Columbia Universitesi biyologları, “ölüm çarpanı”nın 50 civarında olması gerektiğini söyledi. Bu yüzden, 115 deniz memelisi ölüsü bulunmasına rağmen uzmanlar, gerçek sayının 5 bin olabileceğini söylüyor.

Bu arada, bazı türler başlangıçta görülenden daha iyi durumda olabilir. Mavi yüzgeçli orkinos yavrularını izleyen Southern Mississippi Gulf Coast üniversitesi Su Ürünleri Profesörü Jim Franks, korkulan yok oluşun yaşanmadığını söylüyor.

Bitki yaşamı da zarar gördü. New Orleans’ın güneyinde ciddi ölçüde etkilenen bataklıklar hala ağır yağla kaplı. Civardaki çökeltilere gömülü kirliliğin miktarı bilinmiyor. Petrolle kirlenenlerin dışındaki bataklık bölgelerde kahverengileşen bataklık miktarı 2010’da oldukça arttı. Açık denizle sınırdaş bataklıklar ölüm tehlikesiyle karşı karşıya.

Başka ölümler de yaşanacak. Şubat’ta körfez sahillerinde, kıyıya vuran veya ölen 59 yunus bulundu. Bunların 36’sı prematüre ya da ölü doğmuş yavruydu. Bu sayı, 2002 ile 2009 arasındaki ortalama sayıdan dokuz kat fazla. Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi’nde kıyıya vuran deniz memelilerine bakan Blair Mase, başka nedenler olabileceğini söylüyor. Yunuslar sızıntıdan önce beliren, ancak petrole maruz kalıp bağışıklık sistemleri zayıfladığı için daha tehlikeli hale gelen bir virüsle savaşıyor olabilir.

Mase, sızıntının etkilerinin çoğunda olduğu gibi “şu anda kesin bir şey söylenemeyeceğini” belirtiyor.

New York Times’in Haberi.
LESLIE KAUFMAN